Ara

Apartman Boşluğu

Güncelleme tarihi: 6 Oca 2021

Aslında şehre geldiğini öğreneli birkaç hafta olmuştu ama gururumdan ne aradım ne de bir başkasına nasıl olduğunu sormaya cesaret edebildim. Bundan önce tam altı sene boyunca yaptığım gibi, sadece beni bıraktığı yerde onu beklemeye devam ettim. Ve bundan önceki onlarca seferde olduğu gibi, sanki hiç gelmeyecekmiş gibi, sanki ben ona hiç layık değilmişim gibi bir günü bitirip diğerine başladım. Ama bu sabah telefonum çalmaya başladığında artık her şeyin çok başka olacağını hissettim. İşte dedim, o kadar bekledin ama sonunda oldu. “Geldim ben,” dedi. Sana geleceğim, akşam evde misin?” Güldüm sadece. ‘Senden daha önemli ne işim olabilir ki’ der gibi… “Gel,” dedim. “Ama yemek yemeden gel.” Telefonu kapatır kapatmaz akşamki menü için bir alışveriş listesi yaptım ve koşa koşa çıktım işten. Köşedeki marketten tüm listedekileri aldıktan sonra mutfağıma girdim, şöyle mutlu bir müzik açtım, şarabı havalansın diye karafa boşalttım ve başladım yemek yapmaya. Yemek bitti, şarap iyice dinlendi ama o gelmedi. Sonra yemek soğudu, yavaş yavaş içmeye başladığım şarap da bitti ama o yine gelmedi…


İşte o anda, daha önce hiç yapmadığım bir şeyi yaptım ve onu aradım. Sesi öyle uzaktan geliyordu ki, artık içimde biriktire biriktire var ettiğim o adam sanki o akşam bana veda ediyordu.

“Nerdesin?” dedim. “Beşiktaş’tayım” dedi. “Hani gelecektin” dedim. Binlerce asır gibi gelen

bir sessizliğin ardından sadece, “Unutmuşum” diyebildi. Belli ki unutmuştu… Nasıl da unutuveriyor insan hiç de önemsemediği olayları. Oysa ki ben onun, altı sene önce kapısından içeri girdiği restorandaki, âşık olduğum beyaz bereli kara bıyıklı halini bile hiç unutmamıştım. O anı, dün gibi aklımın en güvenli yerinde saklıyordum, siyah beyaz bir film karesi gibi… Mesela ben onun onca seneler boyunca benim aşkımı görmezden gelmek için karşıma çıkardığı hiçbir kızın adını da unutmamıştım. Sadece adlarını mı? Ben onun, o kızlarda ne bulduğunu bile unutmamıştım. O, kendisinin planladığı küçücük bir ziyareti unutuyorsa o zaman ben şimdiye kadar kapkara dalgaları olan bu acımasız denizde boşuna onlarca kez canımı kaybettim. O zaman ben, bunca senedir aşkından yel değirmenlerine savaş açan Don Kişot ile boşuna dalga geçtim… Bir anda kapı çalmaya başladı. Aşağıdan çaldığını, çınlama gibi uzun uzun çıkan sesten hemen anladım. Aradan kaç dakika geçmişti ki ben böyle düşünüp dururken, 10? 20? Bu kadar zamanda Beşiktaş’tan Mecidiyeköy’e gelmek mümkün olabilir miydi? Ve eğer mümkünse neden şimdiye kadar hiç gelmemişti? Aşağı kapıyı açtım ve tam iki ışık boyunca, kim bilir belki gözümü bile kırpmadan, kapının kırk beş derecelik açısından merdivenin yarım metrelik ilk basamağına bakıp durdum. Sanki kalbim dev bir canavar olmuş bedenime savaş açmıştı. Kalbim büyümeye çalışıp kalıbına sığmadıkça bedenim, iki yandan kalbimi sıkıştırıp ona engel olmaya çalışıyordu… İkinci ışığın sonunda sesler durdu, kalbim durdu, ruhum öldü ve yeniden dirildi… Sonra sesler yavaş yavaş, apartman boşluğundan düşen anahtarımın sesi gibi benden uzaklaştı. Kendimi zorladım, kim olduğunu bilmem ve yıllar sonra bu anı hatırlayabilmem için sırtımdan öyle güçlü ittim ki o koca ben’i… Baktım boşluğa, elleri merdivenin tırabzanlarından kaydı, kaydı ve son kez yine kaydıktan sonra öyle kararsız, öyle bir çare yok oldu… Ses gitti, ışık söndü…


11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Yaprak