Ara

Köydeki Kadın

Güncelleme tarihi: 25 Oca 2021

Tam otuz yıl boyunca çer çöp demeden, doğru yanlış bakmadan ne kadar anı varsa hepsini bir mıknatıs gibi toplamıştı Mehmet. Evinin en arka odasında onlara bir yer yapmış ve her gelen anının bir öncekinden acemi olduğu koca bir koğuş hazırlamıştı onlara…

Ancak bugün bunları ayıklama zamanı gelmişti sonunda. Bu odayı kızı için hazırlamalıydı çünkü kızı artık yurt dışındaki okulunu bitirmiş, baba evine dönmeye hazırlanıyordu. Girdi içeriye Mehmet ama bu öyle hemen bitecek bir iş gibi değildi, hele de 60 yaşın sınırındaki bir adam için.

Tüm gün boyunca, kendisinde kalmasını istediği eşyalarla, artık vedalaşmaya hazır olduklarını birbirinden ayırdı; atılacakları attı, verilecekleri verdi. O tozlu odanın her köşesini temizledi. Odayı, kızı için baştan yarattı. Burada yapacakları bittikten sonra salona geçti ve işin en acı verici kısmı için bir dua ile önündeki koliyi açtı. Birkaç saat boyunca yerinden hiç kalkmadan, geçmişin tünellerinde bir o odaya bir bu odaya girdi durdu. Sonra birden eline, karısının ölümünden neredeyse bir yıl önce çekilmiş o fotoğraf geçti. Nazife, kendisi ve o kadın… Fotoğrafın artık bir yerlerde kaybolmuş olduğunu umuyordu. Uzun yıllar onu bu kadar etkileyen yaşlı kadının aslında zannettiğinden çok daha tanıdık ve çok daha çelimsiz olduğunu yıllar sonra fark etmek değişik bir duygu oldu. Bir de daha önce hiç fark etmediği bir ayrıntı aniden aklından kalbine doğru ilerlemeye başladı. Bir yerden tanıdık gelen bu yüz ona öyle yakındı ki… O günden daha önce ya da daha sonra hiç görmediği bu yüz, Mehmet’e binlerce hikaye fısıldıyordu sanki…

Nazife pazarda tanışmıştı o kadınla ve haline acımış, kalacak yeri de olmayınca tutup eve getirmişti. Mehmet önce şaşırmış ve çekinmişti ama kadınla bir süre sohbet ettikten sonra o da bu yabancının zararsız olduğuna ikna olmuştu. Zaten sadece birkaç gece konaklayacaktı. Tanrı misafirine nasıl davranması gerektiğini babasından öğrenmişti Mehmet, misafire kapılar her zaman sonuna kadar açılırdı onların evinde. E madem karısı da bu kadar sevmişti bu kadını o zaman tabii ki de seve seve o da konuk edecekti yaşlı kadını…

Yaşlı kadın tam üç gün kalmış ama bir ömür şey söylemişti. Başta bunlara inanmak çok zor oldu ama söyledikleri yıllar içinde teker teker çıkmaya başladığında Mehmet, o kadını her gece rüyasında görüp ondan yardım ister olmuştu.

Kadın, Nazife’ye bir konuşma arasında “birkaç ay içinde hamile kalacaksın, kendine çok dikkat et oldu mu?” dediğinde bunun, yaşlı kadının öngörüsü olduğunu düşünmüşlerdi. Ama kadın bir gün Mehmet’e, “Karına iyi bak Mehmet, hamileliğinde onu bir gece bile yalnız bırakma oldu mu?” dediğinde Mehmet artık bunun öngörüden fazlası olduğunu hissetmiş ve kadına kim olduğunu sormuştu. Karşılığında aldığı koca bir sessizlikle yetinmeyi seçtiği için kendisini çok uzun yıllar boyunca da hiç affetmemişti.

Kadın, gideceği gün Nazife’ye, hatıra kalması için bir fotoğraf çektirmek istediğini söylemişti. Mehmet fotoğrafı daha sonra kadının verdiği adrese postalamış ama karşılığında hiç cevap alamamıştı. Karısı bir gece doğum sırasında, hem de Mehmet evde yokken öldükten sonra Mehmet, yaşlı kadını bulmak için yollara düşmüş ama adresteki evin yerinde yeller estiğini görmüş, konu komşuya sorup hiç tanıyan bulamayınca da tıpış tıpış evine dönmek zorunda kalmıştı.

Şimdi bu fotoğrafa bakarken geriye attığı ne kadar hikaye varsa teker teker gözlerinin önünde film çevirmeye başladı. Mehmet, kendisini bu depresif anlardan kurtarmanın yolunu yıllar içinde deneyimleyerek bulduğu için hemen fotoğrafı televizyonun yanına koyarak kolideki fotoğrafları birkaç gün sonra ayıklamak üzere odasına götürdü. Daha sonra da mutfağa geçip, akşam gelecek kızı için yemek yapmaya başladı.

Akşam için sofrayı hazırlarken kapı çaldı. Biraz erken mi gelmişti kızı? Kapıyı açtığında neredeyse bir buçuk yıldır görmediği kızını karşısında bulunca ona sımsıkı sarılıp gözlerinden akan birkaç damla yaşı yerçekiminin ellerine emanet etti.

Kızı salona geçip oturdu, Mehmet de onun hemen yanına. Aynı üçlü koltukta, yüzleri birbirlerine dönük oturuyorlardı. Mehmet kızını kapıda karşıladığından beri içinde, yıllardır patlamaya hazır bekleyen volkanın lavları yükselmeye başladı. Mehmet nedenini anlamasa da kendisini bu sıcaklığa teslim etti. Kızı harıl harıl yolculuğunu anlatırken gözü, kızının hemen arkasındaki televizyonun yanına dik bir şekilde koyduğu fotoğrafa ilişti. Oradaki yaşlı kadın nefesini tutmuş, gözlerini bile kırpmadan, Mehmet’in aradığını bulması için bekliyor gibiydi. Sonra Mehmet, yavaşça kalktı. Kızının gözlerinin takibinde, yavaş yavaş, istemsiz bir refleksle fotoğrafı aldı ve tekrar kızının yanına oturdu. Fotoğrafı kızının yüzünün yanına getirdi ve bir ona bir de fotoğraftaki yaşlı kadına bakmaya başladı. Orada bir bulmaca vardı, Mehmet buna artık emindi. Kızı anlamadı, sordu babasına: - Nedir babacım elindeki?

Mehmet önce 15-20 saniye kadar sessizce onları incelemeye devam etti. Sonunda;

- Bir fotoğraf kızım, dedi.

Ama Mehmet onun bir fotoğraftan çok daha fazlası olduğunu artık biliyordu. Kızı usulca babasının elindeki fotoğrafı aldı, gülümseyerek önce annesine sonra babasına baktı.

- Hiç görmediği birisine özlem duyar mı insan, dedi.

Babası yutkundu sadece. Sonra gözü fotoğraftaki kendisine ilişti. Ama o, babasının gördüğünü göremedi; seneler sonra aynada kendisine baktığında belki hatırlayabileceği o yaşlı kadının üzerine gözlerini kilitledi ve sordu:

- Peki bu kadın kim baba?

Babası tekrar aldı fotoğrafı, yürüdü yürüdü… Kızı gözleriyle takip etti Mehmet’i. Mehmet, bir yandan fotoğrafı konsolun üzerindeki hasır kapaklı kutunun içine koyarken bir yandan da kızının sorusunu cevapladı;

- Köyden bir kadın…

27 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Yaprak